Paris Notları II-Paris'te Yaz

Paris Notları I' de bahsetmiştim sizlere, Paris'in benim için yeniden  doğuş olduğunu ve şehrin tüm cazibesiyle beni kendine aşık ettiğini. Ben bu ruhi haliye içindeyken şehrin en güzel mevsimlerinden birinde Paris tüm heyecanıyla akıp gidiyordu, şehrin hızına ayak uydurmak, şehrin güzelliğine bünyemi alıştırabilmek gerçekten zordu.
Eğer yolunuz Paris'e yaz mevsiminde düşerse iki gruptan birine dahil olursunuz; ya Paris'e aşık olursunuz yada ondan nefret edersiniz. Yaz mevsimi şehrin en kalabalık olduğu dönem, dünyanın her yerinden turistleri ağırlayan şehirde turistik her mekan kapasitesinin üzerinde fazlasıyla dolu, şehirde adım atmak neredeyse imkansız, metrolar kalabalık, mekanlar dolu, 24 saat yaşam var her noktasında şehrin.Yaz aylarında turistlerin ilgi odağı olan Paris aynı zamanda bir çok etkinliğe de ev sahipliği yapıyor ve hem Parislileri hem de ziyaretçilerini kültürel ve ruhsal açıdan doyuruyor.
Bu keşmekeş içinde turistlerden sıkılan ve şehirlerini sadece kendilerine isteyen Fransızlar ise olabildiğince turistlerden uzak durmaya çalışıyorlar. Ve turistlerden hoşlanmadıklarını tavırlarıyla ve bakışlarıyla dile getiriyorlar.Kültürel farklılıklar her zaman olumlu özellikler barındırmıyor içerisinde kimi zaman bu farklılıklar geldiğiniz yerden tamamı ile zıt olabiliyor. Türk kültürü gereği misafirperverliğe alışmış bünyem ilk haftalarda idrak edememişti Fransız halkının, özellikle Parislilerin bu davranışlarını ama ben ne zaman şehrin turisti olmayı bırakıp, bir ikametçisi gibi davranmaya başladım, o zaman bu davranışları daha net görebildim. İşin ilginç yanı ben de onlar gibi oluyordum yavaş yavaş ve turistlerden artık hoşlanmıyordum.


Metro ve Avrupa Kupası


Paris'e geldiğim ilk haftalarda  2008 Avrupa Futbol Şampiyonası var. Ben  bir yandan şehre alışmaya çalışıyorum bir yandan da maçları takip etmek için her akşam iş arkadaşlarımla yer  bulabildiğimiz bir bara kendimizi atıyoruz. Türkiye ise hatırlarsınız müthiş maçlar yapıyor, ben grupta tek Türk olarak herkesi bizim takımın taraftarı yapmışım ve her kazandığımız maç sonunda Champs Elysees'e kutlama için çıkan Türk taraftarlara katılıyoruz. Paris'te yaşan Türklerin sayısı bir hayli fazla buna belki bir başka konuda değinirim. Malesef Almanya'a 3-2 kaybederek final sevincimi Champs Elysees'de Türk dostlarımla kutlayamıyorum ama yurtdışında yaşarken böyle güzel sportif başarılar kazanmak insanın gururunu okşuyormuş bunu öğreniyorum.

İlk günlerde Paris'te yaşama alışmak bir hayli güç.Paris'te yaşamın tarifini yapar mısın deseler ? diyeceğim tek şey Paris yaşamı ve  Dedal'in labirenti kesinlikle aynı anlamlara geliyor olacaktır.

Paris'in 16 hatlı ve 211 km bulan bir metro sistemi var bu sistemde bir yerden bir yere gitmek ne kadar kolaydır diye düşünülse de uygulamaya geçildiğinde yanlış. Bir hattan diğerine geçmek, durağınızı kaçırmak yada yer altında kaybolmak içten bile değil. Özellikle pekte alışık olmadığınız metro duraklarının isimleri ve yanlış telaffuzlarınızla, hafızanız sizi emmiyete alıncaya kadar bir süre zorluk çekiyorsunuz. Mesela ilk günlerde iş yerimin olduğu durak olan Jaurés istasyonunun ismini hatırlamak benim için tam bir işkenceydi. Hatırladığımda ise doğru telaffuz edemediğimden Fransızlar  ne demek istediğimi anlayamıyorlardı. Daha sonraları durağın Jaurés ismini bir Fransız sosyalist politikacıdan aldığını öğrendim.
Paris'teki her durakta durağa ismini vermiş kişilerin biyografileri bulunuyor. Ben bunu keşfettikten sonra artık Paris duraklarını ezbere biliyordum. Her durak mutlaka ünlü bir Fransızın ismiyle anılıyordu mesela Marie Curie ismini bir durağa vermişlerdi ve o bölgeyi hep radyoaktivite ile ilişkili hatırlarım.

''Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik'' Féte de la Musique

1982 yılından itibaren her yıl 21 Haziran günü Müzik Günü olarak kutlanıyor Paris'te. Ama bu kutlamalar alışık olduğumuz resmi veya özel gün kutlamalarından farklı. Féte de la Musique Paris'in tüm sokaklarında caddelerinde vuku buluyor, müzik her sokağı, caddeyi, köşe başını ele geçiriyor, tanıdığımız tanımadığımız her müzisyen alıyor müzik aletini sokaklara vuruyor kendini ve başlıyor çalmaya. Bazıları seyyar şekilde dolaşıyor tüm sokakları müzikleriyle bazıları da oldukları yerde durup kısa müzik ziyafetleri veriyorlar çevredekilere. Kuzey Afrikalısından Güneylisine sanki herkes o gün Paris'te. Avrupa müziğinden çok bir dünya karnavalını andırıyor bu festival. Binlerce insan sokaklarda dans ediyor sabaha kadar, şarkı söylüyorlar hep bir ağızdan, şaraplar içiliyor, sigaralar tüttürülüyor ama  hiç kimse  sarhoş olarak bu güzelliğe gölge düşürmüyor. Hiç bir sorun çıkmadan tam bir gün boyunca dans pistine çeviriyorlar Paris'i bu eşsiz müzik festivaline tanık olanlar. Üstelik bu organizasyonu hazırlamak Paris belediyesinin görevi ve festival boyunca öyle iyi organize oluyorlar ki çevrede ne bir polis sizi rahatsız ediyor ne de bir grubun konserinde bir aksaklık çıkıyor. Paristeyseniz mutlaka görmeniz gereken bir festival Féte de la Musique. Benim ilk haftalarımda tanık olduğum bu festivalden  kaydettiğim videoya şuradan ulaşabilirsiniz.



En güzel kumsal Paris'te ki suni kumsallardır !


Bildiğimiz gibi Paris denizden uzak bir şehrimiz hal böyle olunca yaz sıcağında benim gibi Paris'te olanlar için sevgili Paris belediyemiz Ankara belediyemize nazaran daha güzel bir yöntem bulmuş. Seine Nehri çevresinde ve Paris'te bulunan en az üç-dört kanalın etrafına yapay yollarla bir plaj havası veriliyor, binlerce ton kum itinayla taşınıyor, şezlonglar kuruluyor, şemsiyeler açılıyor, dondurmacılar, kafeler, piknik yerleri dizayn ediliyor ve tam bir Cote d'Azur havası yaratılıyor Paris'te. Paris Plages olarak anılan bu organizasyonun gece aktiviteleri ise daha bir güzel, yaz sıcağından bunaldıkça özellikle hafta sonları kendimizi bu plajlara atabiliyorsunuz ve akşam programlarındaki mini konserler, dans geceleri ile Paris yazının en güzel şekilde keyfini çıkarmak için Belediye sizin adınıza her şeyi düşünmüş.

Cinéma au Clair de Lune(Ay Işığında Sinema)

Yaz ayları boyunca sıcak yaz akşamlarına alternatif olacak bir diğer aktivite ise kuşkusuz açık hava sineması oluyor Parisliler için. Şehrin farklı bölgelerinde kurulan sinemalarla fransız filmlerinden, amerikan filmlerine, sanatsal filmlerden popüler kültürün ilgi odağı filmlere kadar geniş bir yelpaze içinde seçebiliyorsunuz gitmek istediğiniz filmi. Biletler ise genelde çok uygun oluyor. Pikenizi ve şarabınızı alarak güzel bir yer seçip, bir yaz akşamında yıldızların altındaki Paris'te güzel filmler izleyebilirsiniz. Mutlaka yapılmalı listesinde başlarda olmalı bu alternatif.


Le Jour de la Bastille (Bastille Günü)


Her yıl Fransızlar 14 Temmuz da Bastille Ulusal Günü'nü kutlarlar. Monarşinin sona ermesi ve birinci cumhuriyetin başlaması anlamını taşıyan bu gün 1789 Fransız Devrimi'nin başlangıcında Bastille semtinde bulunan hapishanenin devrimci halk tarafından basılmasının yıl dönümüdür. Bastille semtinin merkezinde bununla ilgili bir anıtta dikilidir. İşte bu günde tüm Fransızlar Bastille merkezinde toplanarak kutlamalar yaparlar. Havai fişekler patlatılır, birkaç önemli devlet adamı konuşma yapar. Mutlaka görülmeli mi derseniz, ben bu tarz günlere önem veren birisi olarak tavsiye ederim gitmenizi. Özellikle bir ülkenin hangi günleri ne için kutladığı ve bunun nasıl kutlandığı o ülke hakkında çok fazla bilgi verir. Bir nevi ülkenin kişiliğinin dışa vurumudur bu tarz kutlamalar.

La tour Eiffel ve Seine/Kanal civarı yapılan piknikler

Paris'in belkide her dönem en güzel yerlerinden biri olan  La Tour Eiffel in ön ve arka taraflarında bulunan yeşillik alanlar ki bu bölgelerden biri Trocedora-benim için en güzel Eiffel manzarası olan bölge- oluyor, yaz kış turistlerin ve Parislilerin akınına uğruyor ama bunun sebebi özellikle Parisliler için Eiffel olmaktan çıkmış. Bu bölgelerin ziyaretçileri daha çok yeşillik alanları kullanarak, piknik yapıyor, kitap okuyor, çimenlere uzanıp dinleniyor veya  futbol yada çeşitli oyunlar oynayarak zamanını güzel bir şekilde geçiriyor. Aynı şekilde yaz dönemlerinde Paris'in birbirinden güzel bahçeleri, köprü üstleri, kanal kenarları da ziyaretçilerin ve dinlenmek isteyenlerin uğrak yeri oluyor. Pikesini alan, şarabını alan genci yaşlısı gece geç saatlere kadar ve hafta sonları sabahlara kadar buralarda oluyor. Paris'te yaşıyorsan evde zaman geçirme gibi bir alışkanlığı olamıyor insanın. Havası, şehrin görselliği o kadar doyurucu ki insan şehrin sokaklarında zaman geçirirken bile kendini evinde hissediyor.

Benim yaz boyunca en çok zaman geçirdiğim yerlerden biri çimenlerine uzanarak, dost sohbetleri yaptığımız Trocedora çimleri ve Seine Nehri üzerinde bulunan ''hayatımda aşık olduğum tek cansız varlık olan'' Pont des Arts (Sanatın köprüsü) oldu. Özellikle Pont des Art tahtadan yapılmış mimari görselliği ve Seine nehri üzerindeki konumuyla gençlerin vazgeçemediği bir köprü. Tamamen yayalara ayrılmış olan bu köprüde 24 saat insanları görebilirsiniz. Haftada en az 4 gecemi bu köprüde şarap içip, şarkılar söyleyerek geçirirken, yaşamak fiilinin nasıl ortaya çıktığını daha rahat kavrayabiliyordum.


Paris'te yaz bir yaz gecesi rüyası'nın pasajı gibidir. Her şey olabildiğince büyülü ve herkes aşkla, mutlulukla, huzurla ve birazda şarapla sarhoş.
Enis Batur Paris'i belki de en fazla seven Türk aydınlarından biridir ve şöyle der bir kitabında:  '' 'Bu şehir kadar hiçbir kadın heyecan vermedi bana' diyorum son bir kez dönüp Ferit'e 'hiçbir şey vermedi' diye düzeltiyorum hemen''.
BİTTİ

Paris Notları I


Gelecek yazılarda yer bulması muhtemel konular          
  • Paris ve Sokakları          
  • Paris ve Konaklama   
  • Paris ve Yemek Kültürü
  • Paris ve Müzik        
  • Paris ve Etnik Kökenler  
  • Paris ve Alışveriş        
  • Paris ve Bahçeler
  • Paris ve Kitapçılar   
  • Paris ve Gece Yaşamı     
  • Paris ve İş hayatı        
  • Paris ve Ulaşım
  • Paris ve Mimari       
  • Paris ve Aşk                   
  • Paris ve Noel             
  • Paris ve Banliyöler
  • Paris ve Müzeler      
  • Paris Sineması                
  • Benim Parisim            
  • Paris ve Turistler
  • Türk Yazarları ve Paris

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Phuket Adası

Bir Bilge Karasu Hikayesi ''İlk Susan''

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Brezilya