Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Stockholm

Hiç tanımadığınız kişilerin yaşadığı, hayatınızda ilk defa bulunduğunuz, havasıyla, alışkanlıklarıyla, doğasıyla size tam zıt olan bir şehirde nasıl huzur bulabilirsiniz ? Nasıl orada yaşamayı düşünüp, her gününüzün o şehirde başlayıp sonlanmasını isteyebilirsiniz ?

Turist olarak bir şehirden etkilenmekle, o şehrin bir sakini olarak o şehirde yaşamaktan keyif almak arasındaki fark nedir? Gittiğim onca şehir arasındaki fark neydi de ben hepsinde ayrı bir yaşam isteği duyuyordum.

Şehirler geçmişimin yol haritası, şehir sakini olmak bu günümün yolcusu ve aitlik kavramımı bulmak yine yarınımın yazgısı.

Stockholm'deyim, dünyadaki diğer şehirlere göre kendi kimliğini kazanmış ve bunu kendine özgü havasıyla taşıyabilen ender yerlerden biri.Bunaltıcı soğuğu ve kışın erken kararan havasına rağmen bir kraliçe edasıyla kendinden emin ve büyüleyici bir güzelliğe sahip.

Stockholm'e yolculuğum 2009 Ocak ayına rast gelir. Avrupa'ya soğuk bir hava hakimdi o günlerde ve ben ilk defa bu kadar kuzeye yolculuk yapmak için hazırlanıyordum. Yine iş gereği İsveç'in başkenti Stockholm'de toplantılarımız vardı ve yaklaşık 1 haftalık bir süre zarfında hem iş hem de gezip görme eylemlerimizi gerçekleştirebilecektik.

Karlar Kraliçesi Stockholm

Paris'ten başlayan yolculuğumuz Arlanda havaalanında sonlanıyor. Bu hava alanı şehre yaklaşık 1 saat uzaklıkta. Daha uçağımız İsveç'in üzerindeyken soğuk havanın etkisini hissedebiliyoruz. Özellikle pencereden baktığımızda gördüğümüz bembeyaz karla kaplı topraklar, benim gibi kara çokta alışık olmayan bünyeleri korkutmaya yetiyor. Ayrıca İsveç'in sahip olduğu bir çok göl ise buz kaplamış, donmuş. İnanılmaz bir görüntü var karşımızda, kendimi bir an Discovery Chanel'da Alaska'ya giden araştırmacı grup gibi hissediyorum ve aklımdan bavuluma koyduğum kalın yünlü eşyalarım geliyor ama sanırım hiç biri bu soğuktan beni korumak için yeterli olamayacak.


Şehre ulaştığımızda İsveçli arkadaşlarımız bizleri karşılayıp evlerine götürüyorlar. Ve ilk şokumu orada yaşıyorum. Sanki bir masaldaymışım gibi her şey o kadar güzel ve doğal ki böyle bir şehir ancak rüyalarımda olabilir diye içimden geçiriyorum. Aşağıda kaldığımız evin bir fotoğrafını ekliyorum. Sarı boyalı evde yaklaşık 5 gün kaldım ve bu evler hakkında diyebileceğim tek şey masalsı olmaları. Hepsi IKEA'dan fırlamış gibiler tek farkları bu evlerin insanı kendine çeken atmosferi ve karlarla kaplı olması.


Dünyanın en yaşanılası şehri : Stockholm

2007 yılında şehre bu ödül verilmiş. Bende bu merakla bavullarımı bıraktıktan sonra, şehri görmeye çıktım. Şehir içinde en çok kullandıkları ulaşım aracı metro olan Stockholm'un metro ağı çok karışık ama şehirde metro görevlisinden sokak satıcısına kadar herkes en az orta seviyede İngilizce konuşabildiği için şehirde her işinizi çok kolaylıkla halledebiliyorsunuz. Metronun adı ise Tunnelbana bu nedenle de işareti T.

Şehir hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilmek adına şehrin merkezinde ki turist bilgi şubesinden şehir ulaşım ağını gösteren ve aynı zamanda tarihi alanları, müzeleri içinde bulunduran iki haritayı alıp macerama başlıyorum.

T-Centralen'den şehrin en eski merkezi dedikleri ''Gamla Stan''(Eski Şehir)' a yürüyerek geçiyorum. On dört adadan oluşan şehirde neredeyse her merkez bir adayı kapsayacak şekilde kurulmuş. Adalar birbirlerine köprülerle bağlanmış ve hem yaya hem de araç ile geçiş yapabiliyorsunuz. Stadsholmen adasında bulunan Gamla Stan dar sokakları ve eski tip renkli binaları ile hem turistler için ilgi çekici bir yer hem de ara sokaklarında bulunan cafeleri , restoranları ve alışveriş dükkanları ile kolay kolay içinden çıkamayacağınız bir ada. Ayrıca bu ada da Kraliyet Sarayı, Nobel Müzesi 'de bulunmakta.

Kraliyet Sarayı ve askerleri



Gamla Stan ara sokakları bir labirent gibi ama sizde eğer benim gibi yolun sonunun sizi nereye götüreceğini merak ediyorsanız Eski Şehir'de gezinmekten keyif alacaksınız. Soğun içinize işlediğini anladığınız anda ise her sokakta bulunan mis gibi sıcak çikolatalardan yada kahvelerden alarak yolunuza devam edebilirsiniz.




Kültür mantarı oldum 

Stockholm Avrupa'nın en çok müzesine sahip şehri olarak bir turistin belkide görmek isteyeceği en ilginç müzelere sahip. Bu nedenle bende hem kültürlenmek hem de bunları da gördüm demek için, adalarından bir diğeri olan Djurgarden' geçip Vasa Müzesi( denize indirilir indirilmez batan 17 yy. gemisi) ve Skansen (ilk doğal müze ve hayvanat bahçesi) gibi tarihi yerleri de gezerek Avrupa'nın en çok müzesi bulunan Stockholm'de en azından belli yerleri görmüş ve kültürel birikimimi arttırmış oldum.

Bir şehirde kaybolmak

Bir şehre gittiğimde en çok sevdiğim şey şehirde kaybolmaktır. Saate bakmaksızın hatta bazen haritaya bile, içimden geldiği gibi sokaklarında dolaşırım şehrin ki şehir bana alışsın ben de ona. Stockholm'de ilk bir kaç gün şehirdeki önemli yerleri gördükten sonra-bunları ancak saat öğleden sonra 3'e kadar yapabiliyorsunuz çünkü kış zamanı hava bu saatte kararıyor-Stockholm'ün karlarla kaplı gündüzlerinde kendimi sokaklara emanet ederek şehrin diğer bir yeri olan Norrmalm bölgesine gidiyorum. Burası şehrin yeni yüzünü temsil ediyor ve bir çok alışveriş merkezi bulunuyor. Pek adetim olmadığından alışveriş merkezlerini es geçerek Kungstradgarden meydanına gidiyorum burası daha çok turistlerin hediyelik eşya baktıkları kısımlar. Ve o kadar güzel ve çeşitli hediyelikler var ki, eşe dosta hediyelerini alırken uzun bir süre bu meydan da zaman geçirdiğimi farkediyorum.



İsveç yemekleri bir harika

Stockholm'de bulunduğum süre içerisinde sanırım hayatımın en sağlıklı haftasını geçirdiğimi söyleyebilirim. Bu ırkın şimdi neden özel olarak yaratıldığını sorusunun cevabını daha rahat görebiliyorum. Bir kere İsveçliler çok sağlıklı besleniyorlar, beyaz et özellikle balık en çok tüketilen gıda. Tuz neredeyse yok denecek kadar az kullanıyorlar ve benim için en ilginç nokta ise öğlen yemeğinde hatta akşam yemeklerinde tatlı olmaması. İlk gün bunu İsveçli arkadaşıma sorduğumda beni garipsemişti ve tatlıyı akşam üzeri saat 5 civarında çay veya kahve ile beraber ara bir öğün olarak aldıklarını söylemişti. Tatlılarında da genellikle tarçın var ve en sevdiğim baharat olan tarçının marketlerde satılan bisküvilerde bile kullanılması hoşuma gitti ve o bisküvilerden 3-4 paket alarak Paris'e de götürdüm.

Benim İsveç yemeklerinden en çok beğendiğim ''köttbullar'' oldu. Köftenin biraz daha değişik bir biçimi olan bu yemeğin üzerine bir de reçel ekleniyor ki ne kadar bizim damak tadımıza garip gelse de tadı çok güzel. Yerel yemeklerin dışında şehir de çok fazla İtalyan, Türk ve Uzakdoğu restoranları var. 












Stockholm macerasından çıkarılan dersler
Stockholm'de bulunduğum süre içerisinde kendimi çok huzurlu hissediyordum ve Paris'e dönmek içimden gelmiyordu. Şehir kış aylarında ıssızlaşıyor ve erken kararan hava her ne kadar insanları evlerine erken dönmeye mecbur etsede Stockholm'in gece zaman geçirebileceğiniz leziz ve şık cafeleri var. Soho alanında bunlar bir çoğunu bulabilirsiniz. Ayrıca şehir içinde ki alanlarda kurulmuş buz pateni pistleri var, beni romantik Amerikan filmlerinin bir sahnesindeymişim gibi hissettiren bu yerlerde sevgiliniz, eşiniz veya arkadaşınız ile çok güzel bir zaman geçirebilirsiniz.
Stockholm 'de hayat düzenli bir şekilde akıp gidiyor, temiz sokakları, sağlıklı yaşamayı bilen insanları ve bir peri masalını andıran şehir görselliğiyle beni şehirde kaldığım süre içinde büyüledi.
Sanırım şehrin en güzel özelliği de kıyı şeridinde yürürken kuğuların yarı donmuş kanallar üzerinde dans eder edasıyla yüzmesi ve havanın kararmaya başlamasıyla şehrin ışıklarını açarak zarafetiyle sizi büyülemesi olmalı.


Karlar ülkesi İsveç ve Karlar Kraliçesi Stockholm yaşayabileceğim şehirler listesinde yükselişe geçti. ''Huzur bulunabilir'' cümlesi raporuma eklendi.
Şehirden ayrılırken bir his içimi kaplıyordu; oraya bir gün geri döneceğimin hissi.










Bir maceranın daha sonuna geldik, ben Stockholm'den Paris'e doğru yolculuğuma başlamışken içimde de bu güzel şehre acaba ne zaman geri dönerim diye düşünmeye başlamıştım.


Ve yeni maceralara yelkenimizi açmıştık bir kez daha...

BİTTİ



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Phuket Adası

Bir Bilge Karasu Hikayesi ''İlk Susan''

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Brezilya