Bir dost'a mektuplar'dan...

Bir dost'a mektuplar'dan...
Haziran 10

Bedriye Teyze var apartmanda alt katımızda oturuyor. 70'lerine yaklaşmış ama bir görsen nasıl hayat dolu bir kadın, saçını boyatır, günümüz büyüklerinin tipik alışkanlığı olan başörtüsünü takmaz, hayatındaki onlarca soruna rağmen hayat doludur. Kahveye gelir arada bize, sonra her çeşit çiçek bulunur balkonunda uzun uzun onlarla konuşur, bizim çiçeklere özenir: -Sizinkiler de maşallah ne güzel açmışlar der alt kattan...


Oğlu var 40'larında; evlenmiş boşanmış, biraz sorunlu evden dışarı pek çıkmaz. Benim odamın tam altında odası, her gün kavga eder birileriyle. İlk taşındığımızda bu eve; kızdığı, kavga ettiği kişiye, Bedriye Teyzeye, üzülürdüm. Anneannemin adıydı Bedriye. 6 yıl olmuştu annem kadar sevdiğim uzakannemi kaybedeli. Uzakanne derdim anneanneme, Türkiye'ye gelince ilkokulda bunu duyan arkadaşlarım gülerdi bu alışılmamış kelimeye. Oysa annem gibi sevdiğim bu kadının uzakta olmasındandı duyduğum bu özlemi yeni bir kelimeyle anlatmam. Anlayamazlardı.


Sonraları kavga ettiğinin Bedriye Teyze olmadığını fark ettim. Bazen sabahın beşinde duyulur sesi kızgın bir şekilde;
-seni istemiyorum artık, çık hayatımdan, yetmedi mi bana yaptıkların der...

Ayak seslerini duyarım, odanın içinde yürümeye başlar; sakinleşemez, camı açar, rüzgarı hissedip cigarasını yakar, kokusu gelir açık olan camımdan, benim de onunla bir cigara yakasım gelir. Denize bakar sonra uzun uzun bazen sabah aydınlığı ezan sesine karışana kadar. ''Uykuyu beklediğim kadar hiçbir şeyi beklemedim hayatımda'' demiş Tezer Özlü, hatırlarım çoğu gece bu sözünü; uykuyu beklerken duyduğum, hissettiğim hayatlar, hikayeler kadar hiçbir şey acıtmadı canımı derim o an.

Eşiyle ayrılmış Bedriye Teyze'nin oğlu, beş yıl olmuş; borsada her şeyini kaybeden adamların klasik bir hayat hikayesidir; para gider, sorunlar başlar ve evlilik biter. Çocuklar anneye kalır ve adam normalliklere tahammül edemez. Para iliklerine kadar kemirip bitirir o sarsılmaz yeminlerle başlayan evlilik temelini. Hastalıkta ve sağlıkta demek parasızlıkta ve delilikte yanında olmak değildir diğer eşin. Her zaman sağlık, para, mutluluk olmalıdır ki sayın nikah memurunun temennileri yerine gelebilsin.

Bazen diyorum, bu yaşadığımız tecrübeler, sahip olduğumuz diplomalar üzerinde sözde zekanın notları, hayatını bir adet beyaz sayfaya doldurarak girdiğin çalışma hayatı ya da düzene karşı gelerek, ideallerin uğruna şavaştığın ama hiç bir zaman istediğin şeyi alamadığın hayat. Sen bunlar uğruna yaşarken üzerine basıp geçtiklerin, üzerine basıp geçenler, sevdiklerin ve sevdiklerini sandıkların, sevenlerin ve sevildiğini bilemediklerin...Değer mi , yani neye değer ?

Sorulacak soruların cevapları vardır ama hiçbir cevap bizi tatmin edemez taa ki bir gün kendimizi insanlardan soyutlanmış bulduğumuz odamızın camındaki bir cigara molasında rüzgarın yüzümüzdeki yıllık kırışıklıklarından geçmesine kadar. O an tüm soruların cevapları vuku bulur beyinsel kıvrımlarımızda işte delilik bu durumda yüzeye çıkan en akıllı olgudur ki delilik bizim en resmi kimliğimiz olur o cam-cigara ikilimesinden sonra.

Şimdi ben kış mevsiminde açmaya çalışan erguvanlar gibiyim, havanın soğuk olduğunun ve benim mevsimim olmadığının  farkında bile değilim. Herkesin bir mevsimi var oysa, doğa ile buluşabileceği ve bir ömürlük olsa da mutlu olabileceği. Bugünler de ben kendimi kısa cümlelerle anlatamıyorum, insanlardan da uzun uzun anlatmalarını istiyorum sanki sözler bitse cümleler bitse mevsimsiz olduğunu göreceğim dünyanın. Oysa her mevsimin ayrı bir rengi vardır. Renksiz dünya ölünce dirilemez...

Bedriye Teyze'nin oğlu gibi bizi anlayabileyecek insanlardır o camlarda olan, sende şimdi camda mısın ?

Kırgınlıklarından öperim

A.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Phuket Adası

Bir Bilge Karasu Hikayesi ''İlk Susan''

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Brezilya