Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Bozcaada

Uzun tatil planları ne zaman gerçeğe dönüşür ? Planlıyım, düzenliyim ama sürprizlere de açığım diyen bir grup insan ya da bir grup insanı kendi içinde bulunduran birini nasıl bir tatil bekler ?

Yağmurun hafiften kendini göstermeye başladığı ve sonbahar da ne zaman geldi de yerini şu günlerde kışa bırakıyor dediğimiz şu zaman diliminde, ben geçtiğimiz ay yaptığım iki günlük tatilimi yad ederken, eğer yolu Bozcaada'ya düşecek birileri olur da okursa diye yazıya geçirip, asıl amacı kendimi mutlu etmek olan bu yazıyı aslında yazıdan çok fotoğraf bulanacak gezi anılarını yazayım dedim.

Bozcaada, Yunanca isimiyle Tenedos: Büyükada ve Gökçeada'dan sonra Türkiye'nin sahip olduğu en büyük 3. ada. Çanakkale iline bağlı olduğundan, bu şehre giden herhangi bir otobüs firması ile adaya ulaşım sağlanabiliyor. Geyikli'den hareket eden arabalı vapurlar ile adaya geçmek mümkün. Hafta sonu tatilleri için son yıllarda bu ada oldukça popüler olmuş ki benim gittiğim Eylül ayı kalabalığın azaldığı bir dönem ve bağbozumu zamanının sonuymuş.


Bozcada Kalesi

Vapurla adaya doğru yaklaşırken güzel bir kare yakalamak için makinemi ayarlasam da adanın kuraklığı karşısında biraz şaşırdım. Yeşil tepeler, bembeyaz evler beklerken, kurak tepeleri görmek-cahilliğime veriyorum-beni şaşırttı. Sonradan öğrendiğimize göre adanın büyük bir kısmı bağlar ile kaplı olduğundan, kaliteli üzüm yetiştirmek adına, su ihtiyacı daha az olan bodur ağaçlar ve çalılıklar bağcılar tarafından tercih ediliyormuş. 

Pansiyon açmaya karar verdim

Ada'da konaklamanın en kolay ve ucuz yolu; pansiyonlar. İkişer üçer odalı temiz, şirin ve sakin pansiyonlar adanın her tarafında var; yarım pansiyon şeklinde olmak kaydıyla bir kuş sütünün eksik olduğu kahvaltılar ise mutlaka denenmeli. Bizim kaldığımız pansiyon Mavi-Beyaz'dı. Normal de kalış yerlerinden pek söz etmem reklam olmasın diye değil tamamen benim için önemsiz olduğundan. Ama bu güzel pansiyondan birkaç satırla söz etmesem olmaz. Adanın girişinde iskelenin hemen yanında bulunan Mavi Beyaz gerek konumu, gerek ise sahibi olan Gökhan Bey'in konukseverliği ile bizi mest etti. İstanbul'da uzun süre reklamcılık ve fotoğrafçılık alanında çalışmış olan Gökhan Bey, şehrin keşmekeşinden sıkılıp bu güzel adaya pansiyonunu açmış ve klasik deyimle huzuru bulmuş. Deniz manzaralı odamızda az zaman geçirsek de sabah kahvaltıları ve Ezine Peyniri unutulacak gibi değildi. 


Tatil benim için deniz ve şezlong arasındaki zamandır

Uzun bir yıl çok çalıştım, istifa ettim, üniversiteyi bıraktım, yenisini kazandım vesaire derken son 5 yıldır hiç tatile çıkmamış bünyem tatil kavramını unutmuş. Tatil sözcüğünden benim anladığım; denize girilen gün sayısı + şezlongda uyuduğun zaman dilimidir. Son iki buçuk yıldır gezdiğim ülkelerde bu işlem eşit değildir ile sonuçlandığından ben hep bir berduştum. Oysa şimdi Bozcaada'nın Ayazma Plajında; ince kumların, kaynak suyu ile beslenen denizinin serin sularında, kendimi kıyıya vurup güneşlenmeye bırakmış bir denizyıldızı gibi hissediyordum. Deniz oldukça soğuktu ama güneş denize inatla kumları ısıtıyordu. Hele bir de şezlongda güneşin altında tatlı bir uykuya dalmak yok mu ... kim bilir kaç yıl olmuştu bu güzel duyguyu unutalı. Phuket'te tanıştığım tembel hayvan gibi haftalarca aynı sıcak yerimde yatasım gelmedi değil. 
Ayazma Plajı dışında Hebbele Plajı ve Akvaryum Koyu(mermer burnu) ise mutlaka görülmesi ve denize girilmesi gereken yerlerden bazıları. 


Minibüs ile Ada Turu 

Ada'ya bizim gibi hafta sonu tatili için gelmiş kişilerin deniz, güneş ikilisine bol zaman ayırıp gezip görme işlemini iki saatte tamamlayabileceği ve bunu yaparken, şarabını yudumlayıp, ada hakkında her bir detayı atlamadan keyifle dinleyip, zaman geçirebileceği bir tur mevcut. Genelde bu tarz tursal aktiviteleri pek tercih etmesem de zamansızlıktan ve ada hakkında merak ettiklerimizden dolayı Ada Belediyesi tarafından ada minibüsleri ile yapılan bu tura akşam saatlerine doğru katıldık.

Turun ilk ayağı, şarap ve reçel yapılan aynı zamanda satılan bir yapımhaneye uğramakla başladı. Burada hem bağları görme imkanımız oldu hem de şarabın nasıl yapıldığını izleme. Benim için yeni bir bilgi olmamasına rağmen oradan aldığımız güzel bir beyaz şarap evde içilecek uygun bir yemeği bekliyor.

Yaklaşık iki saat süren tur ile adanın çevresini, tüm koylarını gezerek Göztepe noktasında güneşin batışını izledik. Göztepe adanın en yüksek noktası ve özellikle günbatımı zamanında şarabını alan buraya gelip, güneşin batışını seyre dalıyor. Oldukça romantik bir tepe olan bu yerden çevredeki bir çok adayı görmek mümkün.

 Akvaryum Koyu

Rüzgar Güllerinin bulunduğu tepeyi ben Göztepe'den daha çok beğendim. Güneşin batışını turumuz sırasınca buradan izledik. Oldukça kalabalık olan bu tepeden hem 17 tane türbinü görmek hem de Ege denizinin muhteşem renk değişimi izlemek mümkün. Benim için tarifsiz, tanımlanamayacak güzellikte olan günbatımlarının  sıralamasında sanırım Kapadokya'dan sonra ikinci sıra için Rio ile yarışacak bir konumda Bozcaada.

Rüzgar Türbinleri adanın şarap üretimiyle beraber en fazla gurur duyduğu ikinci şey. Bu türbinler 2000 yılından itibaren hem adanın hem de Çanakkale'nin büyük bir kısmının enerjisini sağlamaktaymış. Sadece bir türbin adanın enerjisi için yeterli olmaktaymış. Tepenin girişinde yer alan bilgiye göre bu 17 tribün 1.400.00 ağaçlık bir ormanı kurtarmış oluyor. Dünyanın en fazla rüzgar alan tepelerinden birine sahip olan ada Türkiye'nin 3. Rüzgar enerjisi Santralini oluşturuyor. Turizme zarar vermemek için ise üretilen enerji yeraltı kabloları ile anakaraya aktarılıyormuş.



Bozcaada Sokakları

Bozcaada turumuzu tamamladıktan sonra geri kalan zamanda adanın sokaklarında gezmeye başladık. Hem akşam yemeği için güzel bir yer bulmak hem de adanın merkezinde bulunan sokak pazarına uğramak için uzun bir zamanımız vardı. Akşam yemekleri için oldukça fazla mekana sahip olan adanın en gözde mekanları doğal olarak şarapçılıktan sonra en fazla uğraş verdikleri alan olan balık restoranları. Adım başı bir balık restoranına rastladığımız ada'da bizim gibi balık dışında bir şeyler yemek isteyenler için mükemmel bir mekan bulduk. Cafe at Lisa's dünya mutfağını içinde bulunduran çok şirin bir mekan. Pizzaları ve Makarnaları çok leziz, ayrıca hem ada şarabı hem de diğer şarapları uygun bir fiyata bulabiliyorsunuz. Lisa Amerika'dan gelip Bozcaada'ya yerleşmiş ve Çinli bir kadınla beraber bu cafeyi açmışlar. Herkesin bir hikayesi var anlatacak sözüne ne kadar uygun değil mi ?



ev yapımı domates reçelleri yapan Ada Teyzemiz 

İki gün boyunca adanın gezmedik pek bir yerini bırakmadık; adadan aldığımız şaraplar, taze üzüm, ev yapımı reçeller, Ezine peyniri ve mızıka ile pazar akşamı adadan ayrılırken hafif bir hüzne de kapılmadık değil. Ada yaşamı gerçekten çok farklı bir ruhu içinde barındırıyor. İnsanların samimiyeti, adanın sıcak havası ve güzel denizi, yemeklerin lezzeti ve biraz da şarabın verdiği ruhsal güzellik ile Bozcaada, beni neden daha önce keşfetmedin diye soruyor ziyaretçisine. İskelenin hemen yanında bulunan John'nun yerine uğrayıp Türk kahvesi ve şarap likörünüzü içmeden adadan ayrılmayın derim.

John'nun Yerinden bir alıntı

Ve bir maceranın daha sonuna gelmiş, yenileri için şu günlerde fırsat aramaya başlamıştım bile ...

BİTTİ

A.

Yorumlar

Pınar T. dedi ki…
Kasım'da Bozcaada nasıldır diye araştırırken yazınıza ve fotoğraflarınıza rastladım. Cazip görünüyor. Güzel bir yazı olmuş. :)
Nobodylovesnone dedi ki…
Teşekkürler Pınar Hanım. Sizlere de iyi tatiller. Kasım ayında bol rüzgarlı oluyormuş bozcaada, sakinlerinden aldığım bilgiye göre.aklınızda bulunsun (:

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Phuket Adası

Bir Bilge Karasu Hikayesi ''İlk Susan''

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Brezilya