Paris Notları III- Sevdiğim Mekanlar ve Yerler

Uzun bir zamandır bu yazıyı yazacağıma dair hem kendime hem de çok sevgili bir dostuma söz vermiştim. Gelin görün ki kendisi Paris'e gitti, yerleşti ben halen yazıyı yayınlamak üzereyim. Kendisinin nasıl olsa Paris'te geçirecek uzun bir yılı var diye ben de biraz ağırdan aldım yazıyı  ve aslında Paris'i ne kadar çok özlediğimi kendime itiraf edememenin de payı vardı bunda. 

Bir şehir'i özlemek, ödünç verdiğiniz bir kitabınızın geri dönmesini beklemek gibidir. Onun yokluğunda hep bir huzursuzluk, hep bir tedirginlik varken içinizde, o gelip kitaplığınızda ait olduğu yeri alınca güven duygusuyla dolar içiniz. Ve bilirsiniz ki ne zaman, bir sayfasını açıp okumak isteseniz hep tanıdık kelimeler çıkar karşınıza, her defasında daha bir farklı tatlar bırakan usunuzda.

Paris'te bunun gibidir, her zaman özlem duyulan bir şehir, her daim tanıdık sokaklar...



Rivoli Caddesindesinizdir; Hotel de Ville 'yi görmeden, kışın o büyük avlusunda kurulan buz pateni pistine gitmeden nasıl o güzel, soğuk, karlı ve mükemmel kışı geçirebilirsiniz şehirde.




Ya da Louvre 'dan Seine nehrine doğru yürümeye başlarsınız, o güzel ve büyük caddeden karşıya geçersiniz; Louvre'un duvarlarının hemen karşısında mükemmel bir görüntü karşılar sizi: Pont Neuf. Türkçesi ile Yeni Köprü'den başlayıp Pont des Arts'a yürürsünüz. Sanatın Köprüsü'dür burası ki; Paris'in en sevdiğim yeridir bu köprü. Ki Paris en güzel bu köprüden gösterir kendisini. 


Pont des Arts


Notre Dame'ın hemen karşısına geldiğinizde hem ara sokaklarındaki içkili, mezeli: Yunan, Türk, İtalyan, Fransız restoranları, barları vardır; şehrin gecelerine renk ve ses katan hem de Shakespeare and Company bulunur; kitapları ve kokusu ile sizi içeriye davet eden... Özellikle yabancıların uğrak yeridir bu kitap dükkanı; ucuz ve eski kitaplar bulabilmenin yanında farklı dillerde de bir çok kitap mevcuttur. Kasada çalışanların ise Paris'te okuyan yabancı uyruktan kişiler olması ayrıca güzeldir.






Kitapçının yanındaki Saint-Michel caddesi boyunca yürüdüğünüzde ayaklarınız sizi özellikle de ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde Jardin du Luxemburg 'a getirir. Sakinliğin ve yaşamın tadının alınabildiği ender yerlerden biridir. Sevgililerin buluşma mekanı, ailelerin hafta sonu dinlece yeri ve yaşlıların huzur bulduğu yer. Bir banka oturup, saatlerce düşünebilir insan orada ya da içinde gezinirken, insanları gözlemlerken saatlerin nasıl geçtiğinin farkına varmaz. Bir köşede spor yapan insanlar, basket oynayan gençler, bir köşede iskambil oynayan yaşlılar...



Parktan çıkarsınız, sol tarafa doğru giderseniz Sorbonne üniversitesinin büyük duvarları karşılar sizi ama biraz sağa doğru yürüyüp  Paris Camisine doğru gittiğinizde sizi ara sokaklarda mükemmel bir yer bekler: Rue Mouffetard. Paris'te bulunduğum sürece, sadece çok yakın arkadaşlarımla gittiğim yerlerden biridir, o kadar özel ve doğuludur ki, ülkemi özlediğimde bana onun havasını hissettirebilen tek yerdir Mouffetard. Sokaktan yokuş yukarı doğru yürüdüğünüzde solda Türk kebabçıları, sağda Fransız restoranları bulunur; yokuşun yukarısında ise her milletten insan nargile ile, şarap ile ya da bira ile sokak eğlencesinin tadına varmaktadır.




Mısır ve Portekizli dostlarımla Efes birası içilir, döner yenilir, portekiz şarabı tüketilir(:


Bunlar dışında elbet bir çok güzel yeri vardır Paris'in; tükenmez ne gezmekle ne de yaşamakla ama ben bu yerleri hepsinden özel tutarım, çok ayrı anıları ve yaşattığı duyguları vardır usumda. Hele şu günlerde özlemle anımsarken o günleri, bir an önce kendimi Paris'teki evimin Fransız balkonunun pervazına oturmuş, yan binadaki tango salonundan gelen ses ile geceye doğru şarabımı yudumlarken bulmak isterim(hayal ederim).


Avron,Chez Carlos'un olduğu binanın en üst katıydı dairem

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Phuket Adası

Bir Bilge Karasu Hikayesi ''İlk Susan''

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Brezilya