Dört Günde Roma


10 günlük bir tatil planı içine 3 ülke sığdırmayı başarıp, en uzun zamanı da Roma'ya bırakıp(5 gün), Amsterdam üzerinden otobüsle Paris'e oradan ise charter uçakların mekanı Beauvais havaalanından Roma Ciampino havalanına geldik. Paris'te 2 gün kalarak yavaş yavaş güneye inme sürecimizde işler gayet yolunda gidiyordu. 10 gün içinde, biz Güney'e indikçe bizi takip eden yağmur bulutu da aynı çizgi filmlerde sevimli karakterlerin baş belası olan kara bulut gibi peşimizi bırakmadı. Nisan sonunda Amsterdam'daydık ve ben böyle soğuk görmedim, iliklerimize kadar donduk. Paris'te geçirdiğimiz iki gün içinde, her bir saatte hava durumu değişti. Yazlık elbiselerle çıktığımız Seine nehri turunda sırılsıklam ıslanıp, kendimizi metroya zor attık. Şanzelize'nin bir başından diğer başına gidene kadar ıslandık, kuruduk, yine ıslandık, yine kuruduk.(gezgin burada mübalağa yapmıyordur ) Havanın bizle bu oyunu neyse ki Roma'ya geldiğimizde olumlu olarak değişti. Yağmurlukla indiğimiz Roma havaalanında, şehir içine giden otobüsü beklerken kısa kollularla kalmıştık. Soğuk denizlerden sıcak denizlere inme stratejimiz başarıyla ilerliyordu. 

Ciampino Havaalanı'nda inince, merkeze nasıl gidilir diye etrafa bakınıyorduk ki, kolaylıkla tur şirketilerini seçtik. Şehir merkezine giden birkaç farklı otobüs şirketi var, fiyatlar neredeyse aynı, 4-6 euro arasında bir ücret ödeyerek Termini'ye ulaşmanız mümkün. Termini, Roma'nın merkezi kabul ediliyor. Bu bölgedeki tren istasyonundan şehrin her yönüne giden; metro, tren ve otobüs hattına erişebilirsiniz. Başka bir şehre gidecekseniz de bu ana istasyondan biletinizi alabilirsiniz. Hatta bir şehirde gezginsem, en iyi ulaşım aracım ayaklarımdır diyenlerdenseniz; Termini'den yola çıkarak Roma'nın önemli bir kısmını gezebilirsiniz.

Termini'ye 40dk'da varan otobüsten inince, öğle zamanıydı ve acayip açıkmıştık, zaten Roma gezisi demek karbonhidrat ve sanat/müze bombardımanı demekti. Termini istasyonunda otobüsten inince hemen sol tarafınızda sıra sıra Ristorante'leri göreceksiniz, bu kısımda hem şehir haritası satan dükkanlar var hem de internet gibi bir ihtiyacınız olursa, internet kafe var. Kısaca geziye başlamadan ufak bir dinlenme, rotanı belirleme noktası olarak uygun. Bu sıra sıra dizilmiş dükkanlardan aşağıya Colosseo'ya doğru yürüyebilirsiniz hatta düz olarak aşağı inerken ilk sola dönün geniş ağaçlıklı bir yol göreceksiniz, sokakta biraz ilerleyin solda Ristorante El Cnortena var, sakin sakin biranızı içip bahçesinde dinlenebilirsiniz lakin bizim burayı son gün rastlantı sonucu keşfetmiştik.

Şehre geldiği gibi turist information arayan gözler için ise; Termini'den Colosseo'ya geçin, metro istasyonunda çıkınca sağa dönüp yürüyün, en güzel ve bahçesinde dinlenmelik turist ofisi orada. Bilgi alabileceğiniz çalışanları ve Roma Pass gibi size müzelere girerken indirim sağlayacak biletleriyle işe yarar İ'lerden. Biz ilk gün bilgi almak, couchsurfing'mizle buluşmak, rotamızı belirlemek ve gecesinde güzel bir yemek yeme dışında pek bir şey yapmadık, lakin ikinci ve üçüncü günler tam bir müze çılgınlığı yaşadı bünyelerimiz.

Roma'da genel olarak ulaşımı metro ve otobüsle kolaylıkla çözebilirsiniz. Günlük biletler 5 euro ve her ulaşım aracında geçerli. Metro'nun iki hattı sizi, en turistik müzelere ve alanlara rahatlıkla ulaştırıyor. Metro'nun 3. hattı şu sıralarda inşaat halinde olduğundan erken kapanma gibi bir sorunu var bu nedenle her saatte geçen otobüsleri tercih edebilirsiniz. Tek yapmanız gereken Roma haritasını alırken, otobüs numaralarını yazandan almak ve durak numaralarını takip edip, gideceğiniz yeri bulmak. Bir süre sonra bu oldukça eğlenceli bir aktiviteye dönüşüyor, çünkü ilk zamanlarda sıklıkla sokakları karıştırıyorsunuz, kayboluyorsunuz ve her kaybolduğunuz da bambaşka bir sokağa çıkıyorsunuz, normal bir turist olmaktan kurtulmanın en iyi yolu.


Roma'da dolu dolu 4 gün size, onlarca müze gezme imkanı verecektir. Ayaklarınız ağrıdan acırken, dur bir de şehrin öbür ucunda Cinecitta var. Gitmezsem hatrım kalır diyebilirsiniz. Çineçitta diye okunuyormuş ki tüm yolculuk boyunca sesi ahenkli geldiğinden çineçitta diye gezdim durdum. Şirin isimli yerin aslında amacı oldukça farklı. Mussolini tarafından kurulmuş bu sinema okulu ilkler arasında yer aldığı gibi tarihte bir iki defa yıkılıp tekrar yapılmış. Fellini, bazı filmlerini bu okulun stüdyolarında çekmiş, meşhur Hollywood stüdyolarının İtalyan versiyonu diyebiliriz burası için. Müze tadında ziyaretçilere tuzlu bir fiyata açık.


Roma'da çok fazla görülecek yer olduğundan-çeşme, kadraja girmeyen kocaman yapılar, çeşme, yarısı olmayan eski yapılar, çeşme, geniş meydanlar(bir şehirde kaç meydan olabilir hayal gücünüze bırakıyorum) çeşme, kocaman heykeller-  nacizane tavsiyelerim, görmeden gelirsen, Roma'yı görmüş olmazsın dediğim yerlerden kısaca bahsedeyim:
-Foro Romano: Roma'nın merkezindeki bu eski büyük şehirden geriye sadece bazı binalar ve taşlar kalmış. MS. 283'te çıkan bir yangında şehir kül olmuş ve 3.yy Roma İmparatoru Diocletian tarafından restore edilmiş. Günümüzde oldukça korunaklı bir alanda, büyüleyici yapılara sahip bir sit alanına çevrilmiş. Akşam saatlerinde gitmenizi tavsiye ederim. Hatta Colosseo girişine bilet aldığınızda hemen karşısındaki Foro Romano'ya da giriş o biletle ücretsiz sağlandığından önce Colosseo sonra Foro Romano ziyaret edilebilir.
-Castel Sant'Angelo:  Tevere nehri kıyısındaki bu kocaman heybetli şatonun konumu çok güzel, hem nehre hakim hem de şehre. Fransa' dakilerden sonra gördüğüm en güzel kale bu olmalı. Tarihi açıdan oldukça önemli bir kale San't Angelo. Zamanında Cem Sultan'ın da kaldığı bir hapishane olarak kullanılırken, 13.yy'da Papa'nın yeri olarak kullanılmış. Savaş zamanlarında çok önemli toplantıların yapıldığı stratejik olarak korunaklı bir yapı olmuş. Kalenin içinde Roma sanatına uygun olarak pek çok yağlı boya duvar çalışmaları ve heykeller var. Din, Tanrı tasvirleri ve koyu renklerin hakimiyeti, tepeden panaromik görüntüsü, kalede saatlerce zaman geçirmenize değiyor.
-Colosseo: Bunu artık hepimiz biliyoruz. Sadece şunu söyleyebilirim, Spartacus'ü izledikten sonra Colosseo'ya girince, her şey gözümde canlandı, Spartacus Spartacus Spartacus diye bağırarak çıktık arenadan.
-Trinita' De' Monti: Piazza di Spagna'da bulunan İspanyol Merdivenleri, aramadığınız anda karşınıza çıkıveriyor. Özellikle akşam yemeğinden sonra grup halinde yürüyen turistleri takip ederseniz, merdivenlere kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Bir sürü insan merdivenlerin başından görkemli kiliseyi ve onu çevreleyen rengarenk çiçekleri çekerek, ''Roma:)'' albümüne eklemek için hazır. Merdivenlerde oturup soluklanmak, alkolünüzü yudumlamak gayet güzel, yalnız  ''akdeniz satıcıları''ndan kurtulabilene bravo. Zaten burada, şu İstiklal'de havaya atılıp, aşağı düşerken kafamıza isabet etmesinden korktuğumuz ışıltılı cisimden görünce, anlayıp kaderime razı olmuştum. İspanyol Merdivenleri'nin sonunda bulunan Monti Kilisesi 15.yy da kullanılmış. Aynı zamanda kilise ve çevresindeki meydan Fransız bölgesi olarak anılır. Merdivenlerin hemen ön tarafındaki büyük caddede çok ünlü markaların dükkanları vardır.(Gucci,Armani vb.) 
-Pantheon: Pagan kültüründen gelen bu heybetli yapı 7.yy'da kiliseye dönüştürülmüş bir tapınak. Tapınağın mimarisi ise tam anlamıyla bir görsel ziyafet. Roma'nın dar sokaklarından Pantheon'a çıktığınızda karşınızdaki bu devasa yapıdan büyüleniyorsunuz, içine girdiğinizde ise tepesinde güneş ışığını tapınağa yayan deliği görüyorsunuz. Aslında bugün kilisenin içinde Roma için önemli olmuş şahsiyetlerin mezarları var ve hristiyanlar adına bir kabe niteliğinde. Tapınak hakkında pek çok ilginç hikaye anlatılıyor. Roma'nın 8.tepesi, zamanında yıkılıp sonra tekrar inşa edilmesi gibi gibi.. Pantheon'un hemen önündeki meydan ise her daim hareketli ve bol  bol ristorante var. Akşam yemeği için iki gece bu meydanı tercih ettik ki yolunuzu il barroccio'ya düşürüp lazanyasından tadın derim. Pummarola ise diğer bir seçenek olabilir, yemeklerden ziyade, futbol muhabbeti ve mekanın atmosferi keyifli.


Bunların dışında Piazza Navona meydanında zaman geçirmek oldukça keyifli olacaktır, Roma'nın en hareketli ve geniş meydanı olarak, sokak sanatçılarından, kafelerden geçilmiyor. Rengarenk bir alan. Tıpkı her saat kalabalık olan -aşk çeşmesi- Fontana Di Trevi gibi. Gündüz gittiniz kalabalık, o zaman gece geleyim daha boş olur diyorsanız yanılıyorsunuz çünkü gece de yer bulamıyorsunuz. Bir de çeşme bozulmuş. Acaba 50 sent attım az mı oldu, bilemedim?


Tüm bu yukarıda yazdıklarımı yapmak üç gününüzü alıyor. Zaten bir yerden başka bir yere giderken; sokakların güzelliğine, karşılaştığınız meydanların mimarisine bakarken zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz. Pizza yemek, şarap içmek ve dondurma keyfi için yaptığımız molalarla biz son güne Vatikan'ı ayırdık. 
-Vatikan: Merkezden çok uzak olmamasına rağmen sabah erkenden Vatikan'da olmanızda yarar var, zira uzun bir kuyrukta içeriye girmek için saatlerce beklemeyi kimse istemez. Bir de Vatikan'a giderken şort, askılı gibi kıyafetler içinde bulunmamanız gerekiyor. Kıyafet yönetmenliği gayet ciddi. Vatikan 1377'den beri Papa'nın ikametgahı olmuş. Şehir Papa tarafından yönetilen bağımsız bir devlet statüsünde. Diğer bir deyişle dünyanın en küçük bağımsız devleti. Sınırları olmadığından metrodan indiğinizde yürüyerek yeni bir ülkeye adım atmış oluyorsunuz. Duygusal olarak muazzam, gerçekte anlık bir şaşkınlıkla bünyeyi etkileyen durum. Şimdiye kadar 265 Papa görmüş Hristiyanlığın simgesi, gücü, kabesi olan bu şehirde mutlak suretle görmeniz gereken yer Vatikan'ın ana binası ve bu binadan çıktıktan sonra metro yönüne doğru gittiğinizde oklarla takip edip bulabileceğiniz Sistina Cappella. Vatikan oldukça heybetli ve çok büyük bir ana binaya sahip, içine girdiğinizde hayran olacağınız dini tasvirlerle dolu tabloları göreceksiniz, bunun yanında elbet heykeller, İsa tasvirleri var. 


Basilica Di San Pietro müzesine ve onun içinde bulunan Sistina Şapeli'ne, en az gününüzün yarısını ayırmakta fayda var. Roma'da en keyif aldığım yer burası oldu. Ünlü Michelangelo freskleri 1500lerin başında Papa'nın isteğiyle Şapele yapılmış.(örn. Adem'in yaratılışı). Fresklere bakarken yürümenin bu kadar zor olduğunu bilmezdim. Altın kaplama tavanlar, kabartmalar, tablolar derken labirent gibi bir yapıda ilerliyorsunuz Şapel'e doğru. Papaların eskiden kullandığı odaları gördüğünüzde, zamanında dönen taht oyunlarına ve hangi önemli toplantıların o odalarda yapıldığına tanıklık edercesine hayal gücünüzü zorluyorsunuz. Raffaello'nun ünlü tablosu Atina Okulu'nu da burada görebilirsiniz. Bu arada kim ninja kaplumbağalar'ın ismini hatırlıyor?


Roma'da gezip görüp bol bol yedikten sonra tatlı olarak hatta bırakın tatlı merasimini yolda size eşlik eden dünyanın en müthiş dondurmasını tıka basa yemeden dönmeyin. Gioletti'ye girin ve önünde kamp kurun. Pantheon'un etrafındaki sokaklardan birindedir yeri.


Biz Roma'da 4 gün geçirdikten sonra son günü Napoli'ye gidip Pompei'yi görerek geçirdik. Termini istasyonundan gidiş-dönüş Napoli biletlerimizi aldık ve 2.5 saatte Napoli'ye vardık. Pompei yazısı da başka bir zamana kalsın.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Phuket Adası

Bir Bilge Karasu Hikayesi ''İlk Susan''

Sırt Çantam Bir de ben Devr-i Alemdeyiz-Brezilya